http://www.ehliyol.tr.cx

Selamun Aleyküm. Sitemize Hoşgeldiniz...




Sitemizden Yararlanmak İçin Giriş Yapın veya Kayıt Olun...




Hayırlı Vakitler Geçirmeniz Dileğiyle...



 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
En son konular
» Esselamu Aleykum
C.tesi Mart 28, 2015 11:47 pm tarafından Dilzar-ı_Sofi

» Murat Belet - Matem Ayi Albümü
Salı Mayıs 15, 2012 8:12 pm tarafından mihrimah

» GAVS HZ.'LERİNİ AĞLATAN HADİSE
Paz Ocak 29, 2012 6:20 pm tarafından kursi

» selamun aleykum
Perş. Mayıs 19, 2011 1:07 am tarafından Misafir

» babanın oğluna nasihati
Cuma Şub. 11, 2011 1:12 am tarafından yoluna kurban

» YA RABBİ NE BÜYÜK BİR KAPI.SEN MÜNKİR EYLEME!!
Ptsi Ocak 31, 2011 2:28 pm tarafından edep ya hu

» ilahi istekleri buraya
C.tesi Ara. 25, 2010 2:27 pm tarafından sedat06

» Radyo Yayınımız Başlamıştır...
C.tesi Ara. 25, 2010 12:48 am tarafından seher demir

» DUANIZA İHTİYACIM VAR
Ptsi Ara. 13, 2010 4:00 pm tarafından mimar

» Gavs hz.lerinin Zikir Hakkindaki Bütün Sohbetleri
Perş. Ara. 02, 2010 9:01 pm tarafından femeimusulmane

» ''UYY ULA BAHA SOFİLUK BULAŞMİŞ''
Paz Kas. 28, 2010 2:29 am tarafından chilelisofi

» GAVS HZ.'LERİNİN HİMMETİNE BAKIN
Paz Kas. 28, 2010 2:23 am tarafından chilelisofi

» GÜL AHMEDİM İLAHİ SÖZLERİ
Salı Kas. 23, 2010 5:09 pm tarafından Misafir

» kurban bayramı tebrik
Perş. Kas. 18, 2010 1:34 pm tarafından yoluna kurban

» virdi uzun sürenlerin dikkatine
Paz Kas. 14, 2010 1:16 pm tarafından Halise

BİR DUA
BİR HADİS
NAMAZ VAKİTLERİ
0537 927 27 45


Paylaş | 
 

 SADATI NAKŞİBENDİ

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 922
Yaş : 28
NERDEN : ELAZIĞ
Kayıt tarihi : 15/10/08

MesajKonu: SADATI NAKŞİBENDİ   Perş. Tem. 23, 2009 12:05 pm

Hz. MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V)
0; arz üstünde insanlığın ilk gününden bugüne yapılmış ve bundan sonra da kıyamete değin yapılacak inkılabat içinde kendisine bütün cephesi ile -İNKILAB- denilecek inkılabın organizatörü ve tek komutanı.



Son yüzyılda bir inkılab furyasıdır kopuyor, ancak biz inkılab kelimesinin anlamına bütünü ile vakıf olmadığımızdan, birçok kavramda olduğu gibi, inkılab kavramında da kargaşadan kurtulamadık.

0; yaptığı inkılabla, çok kısa bir zaman içinde çölün en vahşi bedevî insanını, insanlığa efendi etti. Hem de bu vahşiler cemaatten cemaata ona koşuşarak...



O kendinden evvel gelen bütün semavi kitapların tasdiki ile Enbiyanın işareti ile bundan öte, kendi zamanında Alayilliyyinde sancak açmış en sadık sıddık dosttan, Esfelesafilinde taht kurmuş Ebu Cehil'e kadar, tüm insanlar tarafından -Emin- sıfatına hak kazanmış ve kıyamete kadar da tüm insanlar onu bu sıfatla yad edecekler.



İşte 0 -Emin-: MUHAMMED'ÜR RESULULLAH



0 nasıl anlatılabilir ki, her lahzada zemin, Kelime-i Tayyibe ile beraber Onu zikretmekle ihtizaza geliyor. Nasıl mı? Çok basit; Onun izinden gitmekle en yüce şerefliler listesine geçen Bediüzzaman'ı dinleyelim: "İhtilafı metali" (güneşin doğuş saatlerinin ayrılığı sebebiyle zemin yüzünde ezansız bir zaman yoktur."



Şimdi anlaşıldı mı onun zaman ve mekan üstünlüğü?



İşte 0: MUHAMMED'ÜR RESÜLULLAH



Yine Üstad Bediüzzaman'ın tabiri ile: "Evet mademki, 0, dost ve düşmanın ittifakı ile iyi ahlakın en yüksek bir makamındadır.



Ve madem yine ittifak ile insanlık içinde en meşhur ve mümtaz bir şahsiyettir.



Ve madem yine binlerce mucizenin işareti ile ve meydana getirdiği İslam aleminin mükemmel halinin şahitliği ile ve açıklayıp tercümanı olduğu Kur'an-ı Hakim'in hakikatlerinin tasdiki ile en mükemmel bir insanı kamil ve mükemmel bir mürşittir.



Ve madem Ona uymanın semeresi ile milyonlarca kamil insan bu mükemmellik mertebelerinde yükselip iki dünya saadetine ermişler.



Elbette 0 zatın sünneti, hareketleri, uyulacak en güzel örneklerdir. Ve tatbik edilecek en sağlam rehberlerdir. Ve düstur kabul edilecek en güçlü kanunlardır."



Yukarıda yazılanların tümünün sahibi 0:



MUHAMMED'ÜR RESULULLAH



Nihayet deriz ki, Onu Kur'an haricinde övmeye çalışan tüm övgüler eksiktir. Bizim yaptığımıza gelince; İmam-ı Rabbani'nin deyimi ile "Ben Onu övemem ki, asıl övgüye ulaşan Onu methettiğim için sözlerimdir."



Yukarda anlatılan manadadır sözlerimiz böyle biline...



En nihayet Onun için, Şairin deyimi İle diyoruz:



"Müjdecim, kurtarıcım, efendim, peygamberim

Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim


Hz.Ebubekir (R.A)
Asıl adı : Abdullah. Ebubekir künyesi ile tanınır. Sonra da Sıddık ve Atik lakaplarını aldı.


Babasının adı: Osman. Ebukuhafe künyesini taşır.



Anasının adı: Selma. Ümmülhayr künyesi ile tanınır.



Nesebi: Hem ana, hem baba tarafından Müreb b. Kaab'de peygamber (S.A.V)'in nesebi ile birleşir.



Kureşi teymi kabilesine mensuptur.


Resulü Ekrem (S.A.V)'den sonra bu altın silsilenin en yüce, noktası, büyük iman... Ve yine peygamberlerden sonra, insanlığın en üstünü ki; Onun için 0, şöyle buyurdu: "Güneş, peygamberlerden sonra, Ebu Bekir'den üstün bir baş üzerinde doğup batmadı."



Bir insan için Kur'an'da anılmaktan daha yüce bir paye olduğunu bilen varsa beri gelsin...Kur'an çeşitli ayetlerle Onun tanımını yapar: "Kalbine huzur ve itminan indirilen ikinin ikincisi..."



"Doğruyu (Kur'an'ı) getiren kimseye (Resulullaha (S.A.V)) ve O'nun doğruluğunu tasvip edenlere gelince..,"



Ayrıca başka ayetlerde de: "Takva sahibi...", "Mal harcayan.." olarak hep o anlatılır. Eğer topyekün insanlık onun için bir tek kelime konuşmasaydı bile, Ona değil bir kaç ayet, bir tek ayet bile yeter artardı... Onun yüceliği -nass-la sabit oluyor böylece...



Eşrefi mahlukat (S.A.V), en açık ve seçik şekli ile O'na; "Sıddık" lakabını vermişti. Neden mi? Okuyalım: Mi'rac gibi o devirde olduğu kadar, bu devrin bile çoğu cüce akıllılarınca gülerek reddedildiği bir hadisede, Onun evinin önüne toplanan putperestlerin istihzai bir eda ile:



-"Bu da mı doğru?" deyişlerine



-"Tüm bunları kim söyledi?"



-"O."



-"0 dedi ise doğrudur."



Aklın çöktüğü, fikrin iflas ettiği bir hengamda eğer sözlü inkılab diye bir şey olursa; bu sözlerden daha büyük inkılab yapmış söz olmayacaktı.



Bunun içindir ki tasdik edilen 0 büyük nur, tasdik edene;



Sıddık tacını giydirir. Artık 0; Ebubekir Sıddık'tır.



Sıddık; tasdik edici, doğrulayıcı...


Asıl sıddıklık, yukarda anlatılmaya çalışıldığı gibi aklın ve fikrin iflas ettiği andan itibaren başlar ki, peygamberlikten sonra en yüce makam olarak her makamın üstüne çıkar. Bunu İmam-ı Rabbani'den daha iyi anlamaya çalışalım: Müceddid'i Elf-i Sani diyor ki: "Velilik makamının üstünde olan Sıddıkıyet mertebesi, batın irfanının Şeriat'a mutlak uygunluğunu belirtir. Bu makamın üstünde yalnız Nübüvvet vardır. Peygamberler peygamberine (S.A.V) vahiy yolu ile gelen ilim, Sıddık'a ilham vasıtasıyla gelir. Bu makamdan aşağı her derecede bir parça manevî sekr (sarhoşluk) daima mevcuttur. Tam ve kamil aydınlık, tam ve mükemmel ölçü, tam ve kamil erme, yalnız Sıddıkiyet makamındadır."



Büyük nur sahibine Sıddık sorar: "Cennetin bütün kapılarından çağrılacak biri var mıdır ya Resulullah?"



-"Evet ya Ebubekir, senin bütün kapılardan çağrılmanı dilerim."



-"Ümmetimden cennete ilk giren insan, muhakkak ki sen olacaksın Ya Ebubekir."



Allah (C.C) Resulü (S.A.V) "Ey itminan'a kavuşmuş nefs" mealindeki ayeti okudu.



Ebubekir: "Ey Allah (C.C)'ın Resulü (S.A.V), bu çok güzel bir ayet."


-"Evet ya Ebubekir, ölüm anında sana, melek bu ayeti okuyacak..."



Biraz da Sıddık'tan:



Diyordu ki: "Takva; akıllıca yapılan işlerin en güzelidir. Hakk'a asi olmak; ahmakça yapılan işlerin en çirkinidir. Verilen emaneti yerine getirmek; en üstün doğruluk, sayılır. Hıyanet olarak da; en önde yalan gelir."



Birine öğüt veriyordu, sonunda dedi ki: "Ey kardeşim, sana yaptığım tavsiyeyi aklına koy. Kaybolmamasına dikkat et. Ölümü özüne sevdir nasıl olsa gelecek."



- Derdi ki: "Kulun kalbine dünya sevgisinden (süsünden) bir şey girse, Allah (C.C) ona darılır. Bu.dargınlık, o süsten ayrılıncaya kadar devam eder."



Dedi ki: "Keşke ben, koparılan sonra da yenen bir bitki olsaydım."



Çok kere dilini parmak ucu ile tutar ve şöyle derdi: "Kapılıp gittiğim bütün felaketlerin sebebi budur."



Hilafeti aldıktan sonra ashaba şu hutbeyi okudu: "İşlerinizi çevirmek için başınıza geçtim, böyle olmam, sizin en hayırlınız olduğum manasına alınmasın... Bana daima yardım ediniz. 'Doğrulukta devam ettiğim müddet; Bana uyunuz. Kaydığımı görünce de, bana kıyım hakkınızdır"



Hüznü ve Allah'a (C.C) karşı korkusu fazla idi. Bu hali icabı içi daima yanıktı... yanında duranlar, yanık ciğer kokusu alırlardı.



Hz. Ebubekir muhtelif zamanlarda evlenmiş, zevcesi Katil'eden; oğlu Abdullah ile kızı Esma. Diğer zevcesi Ümmü Rumman'dan Hz. Aişe ile oğlu Abdurrahman. Diğer zevcesi Esma'dan; Muhammed bin Ebubekir, Cüneybe binti Harice'den de; Ümmü Gülsüm doğmuştur.



Kur'an'ın Cem'i, Tertibi ve cilt haline getirilmesi gibi en yararlı işlerden biri onun devrindedir.

Yine İfta mahkemelerinin açılması onun devrindedir.



Şeriata o kadar bağlı idi ki, zekat vermemek gibi bir harekete karşı, en katı şekliyle üstüne gitmiş ve bir anda irtidadı ortadan yok etmiştir.



Vefatlarına yakın hasta yatağında... dediler:


-"Sana bakmak için bir tabip çağıralım mı?"


-"Tabip bana baktı."



-"Ne dedi?"



-"Muhakkak ki dilediğimi yaparım."



Pazartesi günü akşam da vefat etti.



H.13 M.634.

Hz. Selman-ı Farisi (R.A.)
Nesebi; İsfahan'dan Abülmülk ailesinden gelmektedir.



Aileleri Mecusi idi. Kendilerinden, evvelki ismi sorulduğunda; "Mabeh' tir" demişti.

Daha sonra bizzat Resulullah (s.a.v)'in ağzıyla; "Selman-ül Hayr", (Hayırlı Selman veya Hayrın Selmanı) diye değiştirildi. Künyesi: Abdullah' tı.



Müminlerin annesi Hz. Aişe (r.a) şöyle buyuruyordu:


"Birçok geceler, Selman ile Resulü Ekrem (S.A.V) yalnız kalırlardı. Hatta bu geceler ezvacı tahirattan hiç kimse Resulü Ekrem (S.A.V)'in hizmetine girmezdi."



İnancında o kadar sağlamdı ki, kısa zamanda bizzat Resulullah (s.a.v)' tan yakınları arasına alındığı müjdesine kavuştu. "Selman, bizim efradı ailemizdendir. Ehli beytten sayılır."





Enes b. Malik'in (r.a) rivayeti ile yine Resulullah: "Cennet üç şahsa müştaktır: Ali, Ammar ve Selman" buyurdu.



0 kadar sade giyinirdi ki köleliğinde ne kadar basit giyinmiş ise Medain valisi olduğu zaman da aynı hal ve şekilde devam etmiş. Elbisesi alelade bir aba, bir gömlek, bir şalvardan ibaretti. Hatta Medain' de İranlılar valiyi bu kıyafetle görünce çocuklar birbirine: "gurk amed, gurk amed (kurt geldi kurt geldi)" diye hayretle bağırarak çağırıyorlardı.



0 kadar cömertti ki gelirinden bir şey almaz dağıtırdı. Ve ancak eli ile kazandığını yemek adeti idi.



Evi yoktu, gölgeleri takip eder, oturur, dinlenirdi.



Hizmetçisini bir işe yollayınca hamuru kendisi yoğurur; "Ona iki vazifeyi birden veremeyiz" derdi.



İnsanlardan sadaka almazdı, çok çekinir, hatta fakirlere bile sadaka kabul etmemelerini tavsiye ederdi. Derdi ki: "Allah Resulü (S.A.V) bize ant verdi ve şöyle buyurdu: "Her birinizin taşıyacağı dünyalık, bir yolcunun taşıyacağı azık kadar az olsun."



Derdi ki: "Şunlara şaşılır; dünyaya hırsla sarılır ama ölüm onu arıyor, unutmuş ama; unutulmuş değil, güler ama bilmez ki Rabbi ondan razı mı değil mi?"



Hz. Osman'ın hilafeti zamanında vefat etti. H. 35 M. 655



Mübarek hilyeleri: Buğday renginde, esmer ve uzun boylu idi.

Kasım Bin Muhammed Bin Ebubekir (R.A)
İmam Kasım el-Fakih diye de anılır.



Hz. Ebubekir'in torunu idi. Babasının adı: Muhammed



Hem fakih, hem de arif. Tabiinin büyüklerinden. Medine'de zuhur eden en büyük yedi alimden biri. Diğerleri şunlardı: 1-Harise b. Zeyd b. Sabit Ensari, 2- Said b. Müseyyeb, 3- Urvet b. Zübeyr, 4- Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mes'ud, 5- Hars b. Hüşşam, 6- Süleyman b. Yaser.



Annesi , Yezd-i Cerdin kızı olduğundan dolayı, İmam-ı Kasım ile Peygamberimizin (S.A.V) evladından İmam-ı Zeynel Abidin ile teyze çocukları.



Babası Mısır' da şehit edilince küçük yaşta yetim kalmış ve halası, mü'minlerin annesi, Hz. Aişe (R.A) validemizin yanında büyümüştür.



Halası Hz. Aişe (R.A), Abdullah b. Ömer, İbn-i Abbas, Ebu Hureyre ve Muaviye (R.Anhum) gibi meşhurlardan hadis rivayetinde bulunmuştur.



Selman-ı Farisi' nin (R.A) sohbetinde kemale erdi. Silsile-i Aliyyenin üçüncüsüdür. İmam-ı Cafer hazretleri bunun sohbetinden feyz aldı.



İmam-ı Malik onu methederken: "Kasım bu ümmetin fakihlerinden bir fakihtir" demiştir.



Yahya b. Said: "Medine'de Kasım'dan üstün bir kimseye yetişmedi" der.



İbni Sa'd: "Kasım, güvenilir idi, alim idi, imam idi, fakih idi, çok hadis bilirdi, takva ve ver'a sahibiydi" diye kendisini methetmektedir.



Ebuz-Zenad: "Ben Kasım'dan daha çok fıkıh ve hadis bilen kimseyi görmedim" demiştir.



İbni Umeyne onun devrinin en büyük alimi olduğunu söylerken, İbni Said: "Kasım, ilimde önder, fıkıhta otorite, takvaca yüksek ve çok hadis bilen bir zat idi" demiştir.



Ömer bin Abdülaziz onun için: "Eğer birini yerime halife seçmem icap etseydi Kasım'ı seçerdim" demiştir.



Allah (C.C) ve Resulü (S.A.V) namına konuşmanın ve fetva vermenin mesuliyetini müdrik bir zat idi. Şu sözleri bunu açıkça göstermektedir: "insanın Allah (C.C)' ın hakkını bildikten sonra cahil olarak yaşaması bilmeyerek fetva vermesinden daha hayırlıdır.



"Her sabah mescidi Nebiye gelir, iki rekat namaz kılar sonra Resulullah (S.A.V)' ın minberi ile kabri arasında oturur, kendisine sorulan meseleler hakkında fetva verirdi.



Daima düşünceli ve haşyetli. başı daima bir tarafa eğik dururdu. Gözlerinin yaşı durmaz akardı.



H. 31 yılında tevellüd etti. H. 101 veya 106 yılında Mekke ile Medine arasında Kadîd denilen yerde vefat etti.



Mübarek uzun boylu, iki tarafı seyrek siyah sakallı, siyah gözlü idi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.ehliyol.tr.cx
 
SADATI NAKŞİBENDİ
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: ® (¯`·.¸.->Hizmet Nimettir :: ® (¯´¯`·.¸¸.->Sadat-ı Kiram-
Buraya geçin: