http://www.ehliyol.tr.cx

Selamun Aleyküm. Sitemize Hoşgeldiniz...




Sitemizden Yararlanmak İçin Giriş Yapın veya Kayıt Olun...




Hayırlı Vakitler Geçirmeniz Dileğiyle...



 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
En son konular
» Esselamu Aleykum
C.tesi Mart 28, 2015 11:47 pm tarafından Dilzar-ı_Sofi

» Murat Belet - Matem Ayi Albümü
Salı Mayıs 15, 2012 8:12 pm tarafından mihrimah

» GAVS HZ.'LERİNİ AĞLATAN HADİSE
Paz Ocak 29, 2012 6:20 pm tarafından kursi

» selamun aleykum
Perş. Mayıs 19, 2011 1:07 am tarafından Misafir

» babanın oğluna nasihati
Cuma Şub. 11, 2011 1:12 am tarafından yoluna kurban

» YA RABBİ NE BÜYÜK BİR KAPI.SEN MÜNKİR EYLEME!!
Ptsi Ocak 31, 2011 2:28 pm tarafından edep ya hu

» ilahi istekleri buraya
C.tesi Ara. 25, 2010 2:27 pm tarafından sedat06

» Radyo Yayınımız Başlamıştır...
C.tesi Ara. 25, 2010 12:48 am tarafından seher demir

» DUANIZA İHTİYACIM VAR
Ptsi Ara. 13, 2010 4:00 pm tarafından mimar

» Gavs hz.lerinin Zikir Hakkindaki Bütün Sohbetleri
Perş. Ara. 02, 2010 9:01 pm tarafından femeimusulmane

» ''UYY ULA BAHA SOFİLUK BULAŞMİŞ''
Paz Kas. 28, 2010 2:29 am tarafından chilelisofi

» GAVS HZ.'LERİNİN HİMMETİNE BAKIN
Paz Kas. 28, 2010 2:23 am tarafından chilelisofi

» GÜL AHMEDİM İLAHİ SÖZLERİ
Salı Kas. 23, 2010 5:09 pm tarafından Misafir

» kurban bayramı tebrik
Perş. Kas. 18, 2010 1:34 pm tarafından yoluna kurban

» virdi uzun sürenlerin dikkatine
Paz Kas. 14, 2010 1:16 pm tarafından Halise

BİR DUA
BİR HADİS
NAMAZ VAKİTLERİ
0537 927 27 45


Paylaş | 
 

 SADATI NAKŞİBENDİ DEVAMI 4

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 922
Yaş : 28
NERDEN : ELAZIĞ
Kayıt tarihi : 15/10/08

MesajKonu: SADATI NAKŞİBENDİ DEVAMI 4   Perş. Tem. 23, 2009 12:12 pm

Abdulhalik Gücdevani (K.S)
Doğdukları ve medfun bulundukları yer; Buhara' da Gücdevan köyü. Babasının ismi: Abdülcemil. İmam Malik evladından.

Zahir ve batın ilimlerinde üstün ve müşkülü olanların başvurduğu kapı... Hızır (A.S) ile sohbetleri var. Bir erkek evladı olacağını adını: "Abdülhalık" koymasını söyleyen de Hızır (A.S)

Reşahat kitabında der ki: Hazreti Hace henüz beş yaşında iken Buhara'nın büyük alimlerinden olan Şeyh Üstat Sadreddîn hazretlerinden Kuran-ı Kerîm öğreniyorlardı. Okuma esnasında (Rabbinize tazarru ederek ve gizli dua ediniz,." ayet-i kerimesine geldikçe hocasına, bu (gizli) nin hakikati ve ile yapılan zikrin aslı nedir? Eğer zikir ve dua cehri (yani aşikar) ve dil ile olursa riyadan korkulur. Araya riya girerse hakkı ile zikredilmemiş olur. Eğer ile zikredersem (şeytan insanın damarlarında kan gibi dolaşır) hadis-i şerifi gereğince şeytan bu zikri duyar. Bu müşkilimi halledin, der. Hazreti Üstat, bu kalplere dokunan sözlere hayran olarak; Oğlum bu ilm-i ledünnidir. Allah u Teala dilerse seni ehlüllahdan bir zata ulaştırır. Kalp ile zikri sana talim eder. 0 vakit bu müşkülün hallolur, buyurur.

Bu işaret üzerine bu çocuk bütün müşküllerin, zorlukların açıcısı olan Allahü Teala'dan, müşkülünün çözülmesine muntazır iken, bir gün Hz. Hızır (A.S) yanına gelip, cehri ve hafi zikir yollarını öğrettiler. Kalp ile zikre izin verip vukuf-ı ade-diye onu vakıf kıldılar. Silsile-i Zehebbede en önce adede vukuf ile zikri hafi yapan Hace Abdülhalık Gücdevani hazretleri olmuştur. Hazreti Hızır (A.S) kendisini evlatlığa kabul etmiştir.

Hace hazretleri buyurmuşlardır ki: Yirmi iki yaşında idim.Hazreti Hızır (a.s) beni maveraünnehir'de Hace Yusuf-i Hemedani hazretlerine gönderdi. Ondan tam istifadeye kavuştum.

Hace hazretleri bir aşure günü bir kaç dostu ile sohbet ederken, zahit kılıklı, yani arkasında hırka omzunda seccade olan bir adam kapıdan girip Hacenin meclisinde oturur. Hazreti Hace ara sıra ona bakardı. Bir müddet sonra kalkıp Hace hazretlerine dönerek: Hazreti Resulullah (SAV) buyurmuştur ki: "Mü'minin ferasetinden korkunuz. Çünkü o Allah'ın nuru ile bakar" Bu hadisin sırrı nedir? diye sorar. Hace Sırrı budur ki, zünnarmı kesip Müslüman olmakla şereflenesin, buyurduk da, Allah korusun! Bende zünnar mı var, dedi. Hazreti Hace hizmetçilerinden birine bu adamın üstünden hırkasını çıkarmasını işaret etti. Hırkayı çıkardıklarında belindeki zünnar görünmekle hemen tövbe edip İslam dinini kabul eyledi. Ve Hacenin müritlerinden oldu.

Hazreti Hace: "Ey dostlar! Gelin biz de ahde uyalım, zünnanımızı keselim. îman edelim. Şöyle ki, bu genç maddî zünnarı kesti, biz de kalbe ait zünnarı keselim. 0 da kibir ve gururdur. Bu genç, af dileyenlerden oldu; biz de affa mazhar olalım." Dostlar arasında şaşılacak haller göründü. Hazreti Hace'nin ayaklarına düştüler, tövbelerini yenilediler.

Bir gün bir derviş hazreti hacenin önüne gelerek: "Allahü Teala, beni Cennetle cehennem arasında muhayyer kılsa, ben cehennemi seçerim. Zira bütün Ömrümde nefsimin arzusu üzerine amel etmeyip duruyorum. 0 halde Cennet nefsin muradıdır. Cehennem Hakkın muradıdır. Hace hazretleri bu sözü reddedip: "Kulun seçme hakkı yoktur. Her nereye git derlerse gideriz. Herhangi katta kalın derlerse kalırız. Kulluk budur. Senin dediğin kulluk değildir." buyurdu. 0 derviş "Tarikatta olanlara şeytaınn eli erişir mi?" Hazreti Hace cevabında şöyle buyurdu: "Tarikatta süluk eden bir derviş, nefsî fanileştirme sınırına varsa bile, kızdığı zaman şeytanın eli ona erişir. Ama faniliğin sonuna varanın kızması olmaz, gayreti olur. Ne zaman gayret ederse, şeytan ondan kaçar. Bu kadar sıfat o kimseye yeterlidir. Yalnız yüzünü Hak yoluna çevirsin. Allah ü Teala' nın kitabını sağ eline alsın, Resülullah'ın sünnetini de sol eline... Bu iki nur arasında tarikatta yürüsün.

Kendisinden dua isteyen birisine: "Her kim, farzları eda ettikten sonra dua ederse, duası kabul olur. Sen farzları yaptıktan sonra duada bizi hatırla. Biz de seni hatırlarız. Hem senin hakkında, hem de bizim için duanın kabulüne vesile olur" buyurdu.

Abdülhalık Gücdevani' nin manevi oğlu; Evliyayı Kebir için meşhur bir vasiyetnamesi var, biraz da ondan: "Ey oğul! Sana vasiyet ederim ki; bütün hallerinde ilim, edep ve takva üzerinde olasın. Fıkıh ve Hadis öğren. Cahil sofilerden bucak bucak kaç. Şöhret peşinde gezme, şöhrette afet vardır. Makamlarda gözün olmasın, daima kendini aşağılarda tut. Zenginlerden ve ayak takımı insanlardan uzak dur. Helal ye. Şüpheli işlerden çekin. Gücün yettiği müddetçe evlenme ki; dünyaya bağlanır ve o uğurda dinini yele verirsin. Şeyhlere mal ve can ile hizmet et. Onların halini asla kınama ki, onları kınayanlar asla felah bulmaz.

İşin halis, yoldaşın derviş, sermayen din ilmi, evin mescit, yakının Allah (CC) olsun.

Tarikatı aliye'de ondan sonra ana ölçü haline gelmiş on bir düstur var ki, kendilerinindir. Bunlar:

1-Hoş derdem: Her anda uyanıklık,

2-Nazar berkadem: Gözü ayağın önüne bakması,

5- Yad-ı Kerd: Dil ve zikrini birleştirmek,

6- Bazı Keşt: Maksud'un (gayenin) yanlız Allah (CC) olması,

7- Nigahı Daşt: Vehim ve hataların müşahedesi,

8- Yadı Daşt: Hakkı zevk yolu ile müşahede,

9- Vukuf-i Zemanî: Her anı kontrol edebilmek,

10- Vukuf-u adedî: (Zikirde) sayıyı muhafaza etmek,'

11- Vukuf-i kalbî: Zikrin son gayesi olarak kontrolü.

Vefatı hicri 575 (m. 11-79) dedir.

Mübarek uzun boylu, çatık kaşlı, beyaz tenli ve güler yüzlü idi. Göğüs ve omuzları genişti.
_________________

Arif Erreyvegeri (K.S)
Abdülhalık Gücdevani hazretlerinin dördüncü halifesi ve bu kolun yürütücüsü. Doğup, vefat ettikleri yer, Reyveger. Buhara'dan altı fersah mesafede bir köy. Hakkında daha fazla bilgiye sahip değiliz. Namsız, nişansız, hikayesiz ve destansız. Büyük Allah (CC) dostu. Bütün ömürleri boyunca, mürşidi; Abdülhalık Gücdevani' nin yanından ayrılmadıklarını ve mürşidin vefatından sonra da çok uzun bir süre yaşadığını biliyoruz. Sünneti Seniyyeye tam mutebaat halinde. Mahmud Enciriyil Fağnevi hazretlerine aleni zikri, kendileri talim ederler. 606 yılında vefat ederler. Mübarek, orta boylu, büyük gözlü idi. Kaşları hilal gibi ince, rengi, pembe beyaz karışımı idi.
_________________

Ali Ramiteni (K.S)
Mahmud Enciriyil Fağnevi hazretlerinin ikinci halifesi. Bu silsilede lakapları: "Azizan"dır. Ramiten kasabasındandır. Buhara' ya iki fersah mesafede. Sanatı, dokumacılık. Kumaş dokuyarak geçinirdi. Mevlana Celaleddini Rumî bir şiirinde ondan bahseder;



"Eğer hal kaal' den üstün olmasaydı Buhara büyükleri dokumacıya köle olurlar mıydı?" Reşahat kitabında bazı kerametleri yazılıdır. Mesela bir yerinde şöyle anlatır: Bir zaman Ali Ramiteni' nin (k.s) evinde iki üç gün yiyecek bir şey bulunamadı. Hanekahda bulunanlar, açlık sebebiyle çok üzülüyorlardı. Gelen misafire ikram edecek bir şey de yoktu. 0 sırada hazreti üstadın muhlislfennden yiyecek satan bir genç, pirinç doldurulmuş bir horoz hediye getirdi. Kabul buyurması için yalvardı ve rica etti. Azizan hazretleri bu hale çok memnun ve mahzuz olup: "Kabul kapısı hazırdır, ne istersen iste oğlum!" diye müsaade eder. 0 şahıs da: "Zahir ve batında size benzemekten başka matlubum yoktur" der ve temenni ve istirham eder. Azizan hazretleri: "Bu iş gayet ağır yüktür bunu kaldıramazsın buyurur. 0 şahıs ise, benim matlubum budur, fakat irade siz efendimizin elindedir, dediği zaman Azizan, "pekala" buyurup elinden tutarak beraberce hususi halvet hanesine girerler ve yüz yüze oturarak o şahsa teveccüh eder. Bir müddet sonra zahir ve batında Hacenin şekline bürünür. Fakat aşktan sarhoş olur, kendinden geçer. Öylece kırk gün daha yaşayıp vefat eder. Ona bir anda kendi makamlarını verip, kendisi gibi yaptığı için iki aziz manasına, hazreti Üstad'ın ismi "Azizan" olarak kalmıştır.



Kendisine soruldu: "Duyduk ki siz, gizli zikir yerine açık zikir ile meş oluyorsunuz, bu nasıl olur?"



Cevap: "Biz de işittik ki, siz; gizli zikirle uğraşıyorsunuz. Madem ki işittik, demek sizinki de açık.



Kapalı zikirden murat kimsenin onu duymamasıdır. îkisi de bilindikten sonra eşittir. Hatta gizli zikirle meş olmak, riyaya daha yakın."



Soru: "Açık zikri niye tercih ediyorsunuz?"



Cevap: "însana son nefesinde açık zikir telkini, peygamberimizin (SAV) emridir. Derviş ise, her an son nefesindedir.



Buyurdular: "Halkı hakka davet eden kimse; canavar terbiyecisi gibi olmalıdır. 0 terbiyeci nasıl uğraştığı hayvanın huyunu ve istidadını bilip ona göre davranırsa o da öyle..."



Yine büyüklerden biri: "Allahü Teala' nın, bizi, çok çok yapmakla memur kıldığı zikir, dil zikri midir, zikri midir? diye sual edince hazreti Azizan: "Başlangıçtakine dil, sondakine zikri." buyurdu.



Buyurdu: "Allahü Teala' ya tövbe ediniz!" ayetinde işaret ve beşaret -müjde- vardır. îşaret, tövbeden dönseniz de tövbe edinizdir. Beşaret, tövbenin kabulüdür. Çünkü Allahü Teala tövbeyi kabul etmeyecek olsaydı, bunu emir etmezdi, Emretmesi kabul etmesini gösteriyor. Ancak, tövbe dilden değil, gerçekten kusurunu bilerek olmalıdır."



Buyurdu: "İki halde kendinizi iyi koruyun; konuşurken ve yerken.



Buyurdu: "îrşat ve davet makamında oturanın kuş terbiyecisi gibi olması lazımdır. Nitekim o, her kuşun tabiatını bilir ve her birini mizacına uygun şekilde besler. Mürşit de böyle olmalı, sadık talipleri kabiliyet ve istidatlarına göre terbiye edip, yetiştirmelidir.



Seyyid Ata ile muasır idi. Aralarında görüşme ve yazışmalar olmuştu. îlk zamanlarında Seyyid Ata'nın, Azizan hazretlerinin büyüklüğünde şüphesi vardı. Bu sebepten, Seyyidden ona karşı görünüşte edebe uygun olmayan bir hal sadır oldu. 0 sıralarda Kıpçak sahrasındaki Türklerden bir bölük, Seyyid Ata nın bulunduğu havaliyi yağmaladılar, oğlunu da esir ettiler. Seyyid Ata, bu üzüntünün nereden geldiğini anladı ve Azizan hazretlerine karşı edepsizliğin cezası olduğunu bildi. Yaptığına pişman oldu. Bir ziyafet hazırladı. Özür dilemek için Azizan hazretlerini davet etti. Ona çok tevazu ve inkisar gösterdi. Hazreti Azizan, Seyyidin maksadının ne olduğunu anladı ve ricasını kabul etti ve davetine geldi, Bu mecliste çok sayıda büyükler, alimler, şeyhler var idi. Bugün Azizan hazretlerinde büyük bir hal ve rahatlık (bast hali) vardı. Sofra düzülüp, yemek hazır olduğunda, Azizan hazretleri: "Seyyid Ata'nın oğlu gelmeyince, Ali (ki kendi ismidir) bu sofradan ağzına tuz koymaz ve elini yemeklere uzatmaz" dedi ve sonra bir an sustu. Orada bulunanlar, bu büyük sözün neticesini gözetir oldular. Bir an sonra Seyyid Ata'nın oğlu aniden kapıdan içeri giriverdi. Bu hali görünce meclisten bir feryat, bir figandır koptu. Oradakiler şaşakaldılar, dona kaldılar. Gelen gençten Türklerin elinden nasıl kurtulduğunu sordular. "Şu "anda, Türklerden bir grubun elinde esir idim. Elim ayağım iplerle bağlı idi. Şimdi ise, kendimi sizin yanınızda görüyorum. Bundan daha fazla bir şey bilmiyorum" dedi. Meclistekiler, bunun Hazreti Azizan' ın tasarrufu olduğunu kesin olarak anladılar ve hepsi başlarını ayaklarına sürdüler ve talebesi olmayı selamet yolu bildiler.

Hace Azizan hazretlerinin küçük oğlu hace İbrahim hazretleridir. Derler ki, hazreti Azizan'ın vefatı yaklaşınca, irşat icazetini bu küçük oğluna verdi. Bu hal, bazı eshabının, "hace hazretlerinin büyük oğlu zahir ve batın ilimlerinde büyük alim iken, insanların irşadı için acaba neden küçük ,oğullarını seçtiler" düşüncesini kalplerine. getirdi. Hazreti Azizan bu düşünceleri anladı ve: "Büyük oğlumuz, bizden sonra çok az durur ve kısa zaman sonra bize kavuşur" buyurdular. Gerçekten babasından sonra on dokuz gün daha yaşadı.



Azizan hazretlerinin dört büyük halifesi olup hepsi de, hal, söz, fazilet ve kemal sahibi idiler. Her biri hazreti Hacenin vefatından sonra Cenab-ı Hakkı isteyen talebi irşatla meş oldular. Dört halifesinin de adları Muhammed'dir. Birincisi Hace Mııhammed Külahdüz'dur. Harezm'de medfundur. îkincisi Hace Muhammed Hallac-ı Belhî'dir. Belh şehrinde medfundur. Üçüncüsü Harezmde medfun olan Hace Muhammed Baverdi'dir. Dördüncüsü Hace Muhammed Baba Semmasî olup, mübarek mezan Semmas'tadır. Kaim makamı olup, kendi maddesinde uzun anlatılmıştır.



İki oğlu var idi. îkisi de zahiri ve batını ilimleri kendinde toplamış ilmi ile amil alim ve arif-i kamil idiler. Büyüğünün ismi Hace Muhammed olup Hace Horci (küçük) diye tanınır. Çünkü babasına Hace-i Büzürk (büyük) derlerdi. Babasının sağlığında yaşı 80'e varmıştır. Küçüğünün ismi Hace İbrahim olup 793 senesinde vefat eylemiştir.



721 veya 728 (m. 1327) , de yüz otuz yaşında olduğu halde Harezm şehrinde 28 zilkade, pazartesi gününde vefat eyledi.



Mevlana Abdurrahman Cami bu zatın oğludur.

Mübarek, güler yüzlü, orta boylu, mükemmel bir endama sahipti.
_________________

Mahmud Enciriyil Fağnevi (K.S)
Doğdukları yer, Fağnev. Buhara' dan üç fersah uzakta büyük bir bucak.



Arif Reyvegeri hazretlerinin en ileri müridi ve bu yolun on ikinci menzili.



Geçimini dülgerlik ile sağlardı.



Bu yolda açık zikre ilk giren büyük açık zikre başlamaları, mürşitleri, Arif Reyvegeri' nin vefat hastalıklarına rastlar. Hastalığın ilerlediği an, Reyveger köyünün tepelerinde Mahmud Enciriyil Fağnevi, etraflarında büyük bir halka, birden bire açık zikre başlıyorlar. 0 esnada büyük mürşit hasta yatağından doğrulup, gözlerini uzaklara, Mahmud Enciriyil Fağnevi' nin bulundukları tarafa bakıp şöyle diyor: "Mahmud'un bu hali, bize vakti ile işaret edilmişti." Ve açık zikir devam ediyor.



Kendilerine soruyorlar: "Açık zikri ne niyetle yapıyorsunuz? Cevap: "Uyuyanlar uyansın, gafiller işitsin, hak yola şeriat ve tarikatın hedefine yönelsinler." Bu cevabı beğenen Mevlana Hafizuddin: "Niyetiniz dürüsttür ve bu hal size helaldir.."



Soru: "Açık zikre bir sınır çizebilir misiniz?"



Cevap: "Açık zikir o kimseye yakışır ki; gönlü riya ve eğlenceden, dili; yalan ve gıybetten, boğazı; haram ve şüpheden ve sırrı; Hakk'tan gayrı şeylerle uğraşmadan mahfuz olsun."



Mübarek; orta boylu, güzel yüzlü, genişçe ağızlı, siyah sakallı, beyaz tenli idi. Beyaz sarık sarardı.

715 yılında vefat ettiği Tac-ül-asfiya'da yazılıdır.
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.ehliyol.tr.cx
 
SADATI NAKŞİBENDİ DEVAMI 4
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: ® (¯`·.¸.->Hizmet Nimettir :: ® (¯´¯`·.¸¸.->Sadat-ı Kiram-
Buraya geçin: