http://www.ehliyol.tr.cx

Selamun Aleyküm. Sitemize Hoşgeldiniz...




Sitemizden Yararlanmak İçin Giriş Yapın veya Kayıt Olun...




Hayırlı Vakitler Geçirmeniz Dileğiyle...



 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
En son konular
» Esselamu Aleykum
C.tesi Mart 28, 2015 11:47 pm tarafından Dilzar-ı_Sofi

» Murat Belet - Matem Ayi Albümü
Salı Mayıs 15, 2012 8:12 pm tarafından mihrimah

» GAVS HZ.'LERİNİ AĞLATAN HADİSE
Paz Ocak 29, 2012 6:20 pm tarafından kursi

» selamun aleykum
Perş. Mayıs 19, 2011 1:07 am tarafından Misafir

» babanın oğluna nasihati
Cuma Şub. 11, 2011 1:12 am tarafından yoluna kurban

» YA RABBİ NE BÜYÜK BİR KAPI.SEN MÜNKİR EYLEME!!
Ptsi Ocak 31, 2011 2:28 pm tarafından edep ya hu

» ilahi istekleri buraya
C.tesi Ara. 25, 2010 2:27 pm tarafından sedat06

» Radyo Yayınımız Başlamıştır...
C.tesi Ara. 25, 2010 12:48 am tarafından seher demir

» DUANIZA İHTİYACIM VAR
Ptsi Ara. 13, 2010 4:00 pm tarafından mimar

» Gavs hz.lerinin Zikir Hakkindaki Bütün Sohbetleri
Perş. Ara. 02, 2010 9:01 pm tarafından femeimusulmane

» ''UYY ULA BAHA SOFİLUK BULAŞMİŞ''
Paz Kas. 28, 2010 2:29 am tarafından chilelisofi

» GAVS HZ.'LERİNİN HİMMETİNE BAKIN
Paz Kas. 28, 2010 2:23 am tarafından chilelisofi

» GÜL AHMEDİM İLAHİ SÖZLERİ
Salı Kas. 23, 2010 5:09 pm tarafından Misafir

» kurban bayramı tebrik
Perş. Kas. 18, 2010 1:34 pm tarafından yoluna kurban

» virdi uzun sürenlerin dikkatine
Paz Kas. 14, 2010 1:16 pm tarafından Halise

BİR DUA
BİR HADİS
NAMAZ VAKİTLERİ
0537 927 27 45


Paylaş | 
 

 SADATI NAKŞİBENDİ DEVAMI 8

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 922
Yaş : 28
NERDEN : ELAZIĞ
Kayıt tarihi : 15/10/08

MesajKonu: SADATI NAKŞİBENDİ DEVAMI 8   Perş. Tem. 23, 2009 12:17 pm

Hace Emkengi (K.S)
H. 918'de Emkengi kasabasında dünyaya geldiler.



Namsızlık ve nişansızlıkta tek. Sessizlik kadar derin, boşluk gibi vücutsuz.



Babası Derviş Muhammed' in halifelerinden, fakat veraset babasına değil, kendisine düşüyor.



Büyüklüklerini, hallerini, kerametlerini halkın gözünden o kadar sakladı ki; kendisini tanımak çok çok az kimseye nasip oldu.



Abid, zahid ve harikulade keramete sahipti fakat hep sırrını gizliyordu. Kendine yönelirdi. Zahir ve batın ilimlerini ve terbiyesini babasından aldı. Çok disiplinli idi. Vefatlarından evvel halifesi Muhammed Baki'ye vasiyetlerini mektupla bildirmiştir.



H. 1008'de90-yaşında vefat ettiler.



Mübarek; esmer, yüzü nur ile münevver idi. Sakalı azdı, deniz gibi feyze malikti.
_________________

Muhammed Baki Billah (K.S)
Babası: Kadı Abdüsselam Semerkandi'dir.



İmam-ı Rabbani' nin mürşididir.



H. 971 yılında Kabil şehrinde doğdu. Buradan Semerkand'a gidip zahir ilimlerinde yüksek derecelere ulaştıktan sonra Hace Emkengi (Hace demek: Bizdeki Şeyh veya Mürşid manasına kullanılır) hazretlerinin sohbet ve teveccühleri ile de şereflenerek, velayetin yüksek makamlarına kavuştu.



İlim tahsil ettiği zamanlar ve gençliğinde bu büyükler yoluna olan bağlılığı ebebi ile, o huzura kavuşturacak bir sohbet arıyordu. Bu çok kıymetli silsilenin madeni olan Maveraünnehr'de, o zamanın meşayıhının büyüklerinden birçoğu ile tanıştı. Bazılarından tövbe ve inabe bile aldı. Kaderin cilvesi, onu bütün bağlantılardan "kurtarıp, bir tek yere bağlıyarak ve o tek bağlantı sebebi ile onu hakikatin zirvesine kavuşturmak isteyince, önce onun mübarek kalbini, yüzü çok güzel bir dilbere çevirdi. Ve bir kaç gün sonra aralarında zaruri bir ayrılık husule geldi.



İmam-ı Rabbani'nin ashabından, Mevlana Bedrüddini Serhendi -Hadaratül Kuds- adlı farsça kitabında hayatını, kerametlerini uzunca yazmaktadır.



Az yemek, az uyumak, az konuşmak şiarları.



Her gece Kur'an'ı hatmeder, sonra şafak sökünceye kadar Yasin okurlardı.



Şeyh hazretleri, dünyadan da dünya halkından da dünya peşinde olanlardan da el etek çekmişlerdi. Meclislerinde bu hususlardan hiç bir şey konuşulmazdı. Giyim kuşamları ise çok basitti.



Nisbeti, tesiri o kadar kuvvetli idi ki, birçokları, yalnız yüzünü görmekle cezbeye kapılır, hallere dalardı. Bir defasında minberdeki hatibin gözü mübarek yüzüne aldı. Bir çığlık atıp yerlere yuvarlandı.



Şafak sökerken şöyle yalvarırdı: "Rabbim ! geceler niçin bu kadar çabuk geçiyor?"

îki sene irşatla meş oldu. İmam-ı Rabbani hazretleri kemale gelince, talebeyi ona bırakıp, kendini irşatla meş olmaktan çekti.



Vefatı yaklaştığı günlerde idi. Hanımına: "Gel beraber aynaya bakalım!" buyurdu. Hanımı der ki, aynada kendisini tamamen beyaz sakallı, ihtiyar şeklinde gördüm. Halbuki daha kırk yaşında idi. Korktum; "Bana böyle görünmeyiniz, bakamıyorum" dedim. Tebessüm etti ve kendini asıl şeklinde gösterdi.



H. 1012'de daha genç iken vefat ettiler ama artlarında da bu ummetin 2.ci bin yıl içinde en büyük insanı artlannda bırakarak. İmam-ı Rabbani bayrağı ondan devraldı.



Mübarek türbesi Delhi şehrinde Kutb caddesinde Acmiri dervaza (kapı) yanındaki mezarlıktadır.

Şeyh hazretlerinin türbesi en sıcak mevsimde öğle üzeri ziyaret edilirken çıplak ayakla dolaşılırsa, yerin gayet serin olduğu hissedilir.



Mübareğin Hoca Abdullah ve Hoca Ubeydullah isimlerinde iki oğullan vardı.



Dört de büyük halifesi vardı: Hazret-i Müceddid-i Elf-İ Sani, Şeyh Tac, Hoca Hüsameddin ve Şeyh Allah-dad (R.A)



Mübarek; orta boylu, pembe renkli, az sakallı, sakalında siyah çok idi, her zaman uzlet ve riyazeti tercih ederdi.
_________________
Muhammed Masum (K.S)
İmam-ı Rabbani'nin üçüncü oğlu.



H. 1007 tarihinde doğdu.



Çocukluk çağları diğer çocukların çocukluk hallerine hiç benzemezdi. Çocuk oldukları halde, diğer çocukların yaptıklarını yapmazlardı. Hiç bir zaman kundağını kirletmezdi. Dadısından hiç süt istemezdi. Ramazan ayının gündüzünde asla süt emmezdi. Dadısı Ramazan'ın başında her ne kadar ona süt emzirmek için uğraşmışsa da bir türlü emziremedi. Sonradan iş anlaşıldı ve artık Ramazanda gündüzün kendisine süt emzirmek için uğraşmadılar.



İmam-ı Rabbani, onun için: "Oğlum Muhammed Ma'sum, daha üç yaşında iken, Hakk Tealanın Fadl'ü Keremi ile evliyayı ümmetin bütün kemalatını elde eylemişti. (Çocuk yaştakilere velayetin verilebileceğine inanmayanların kulakları çınlasın ve unutmasınlar ki, Kur'an onlara şu ayeti ile gereken dersi veriyor: "Bu Allah (CC)'ın fadlıdır. dilediğine verir.") Muhammed Ma'sum daha yedi yaşlarında iken, Kur'an-ı ezberliyor. On bir yaşında da ilimde derya oluyor. İlminin bir kısmım büyük ağabeyi kıdve-i evliya hazreti Şeyh Muhammed Sadık (KS) dan ve birazını da, alimlerin büyüğü ve babasının halifelerinin en üstünlerinden olan Şeyh Muhammed Tahir-i Lahori'den aldı. Başka yerlerden de istifade eylemiştir. Hadis kitapları iznini de, müselsel hadis ile babalarından almıştır.



On altı yaşında irşat postuna oturur. İrşada başladığı iki bini babasının halifelerinden olmak üzere, elli bin kişi kendisine biat ediyor...Müritlerine devamlı Sünnet-i Seniyyeye ittibaı emreder ve "Bid'at işlemeyeceksiniz isterse en basit bir işte bile olsa.." derdi.



-"Takva, insanın insanlığını kuvvetlendirir." derdi.


"Mü'minin kabri cennet bahçelerinden bir bahçedir." derdi. Burada kabrin cennet bahçesi olması demek, o kabrin bulunduğu yer cennet arasındaki perdelerin ve uzaklığın kalkmasıdır. Bu iki yer arasında hiç bir perde ve engel kalmaz. Sanki o yer cennet ile fena ve bekaya kavuşmuş olarak, zuhur eder. Buradan Peygamber efendimizin (SAV) Şu hadis-i Şerifinin manası anlaşılır: "Kabrim ile minberimin arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir." Bu manadaki cennet bahçesi seçilmişlerin seçilmişlerine mahsustur. Başkalarının kabirlerine imanlarının nuru nisbetinde cennetden ancak bir pırıltı hasıl olabilir.



Dünya hayatı iki şeye bağlıdır: His ve hareket. Kabirdeki hayatta yalnız his vardır. Hareket yoktur. Allahü Teala hakim-i mutlaktır. Her yerin haline uygun hayat veriyor. Kabir hayatında histen kurtulmağa imkan yoktur. Elem ve zevk için his şarttır. Harekete ise lüzum yoktur.



Kendilerine bağlı bulunan birçok müritler ve yakınlarının isteği ile, keramet ve mükaşefeleri toplanarak Arapça bir kitap haline getirilmiştir. Bu kitap bir mecmua şeklini almış ve adına da "Hasenat-üt-tarafeyn-i yakut-i ahmer" denmiştir. Muhammed Ma'sum'un (KS) bu eserinin muhtelif nüshaları Müceddid-i Elf-i Sani'nin türbesindeki kütüphanede bulunmaktadır. İmam-ı Rabbani kendileri sağ iken hazırlanan bu kitabı kendileri görünce:



-"Hak Teala'nın sana bahşettiği bu fadl ü kerem kolay kolay her kula nasip olmaz. Buradaki mükaşefeler tamamen doğrudur.



Kerametleri saymakla bitmez.



Müritlerinden biri iflas etmiş ve çök sıkıntıya düşmüştü. 0 kadar ki, bazen bir kaç gün ardarda yemek bulamazdı. Huzura gelip şeyhinden dua talebinde bulundu.

Şeyh: "Din mi istersin, dünya mı?"



Mürit: "İkisini birden isterim."



Şeyh hazretleri güldüler ve dua ettiler. Bir ay geçmeden, adamın yaşantısı değişti ve sıkıntılardan kurtuldu.



Ekber Abad şehrinde bir şeyh vardı. Hastalandı. Ölmek üzereydi. Kız kardeşinin oğlunu istedi. Buyurdu ki, "senin hallerin tamamlanmadı. Ben de ölüyorum. Şimdi senin Urvet-ül Vüska hazretlerinin huzuruna gidip, süluk eylemen ve böylece kemal mertebelerine kavuşman gerekiyor. Zannedersem, bu büyük nimete ancak on iki sene sonra kavuşabileceksin. Tesadüfen bu müddet içinde, her ne kadar birçok yerlere sefere gittiyse de irşat diyan olan Serhende yolu düşmedi. Ancak on iki sene sonra, mübarek Serhend şehrine geldi. Hazret-i Urvet-ül Vüska'nın ziyareti ile şereflendi. Urvet-ül Vüska onu görünce buyurdu ki: "Üstadının sana söylediği on İki sene bugün doldu." Gelen aziz hesap etti. Buyurdukları gibi çıktı. Urvet-ül Üska yine buyurdular: "Bu manayı üstadının büyüklüğünü göstermek İçin izhar eyledim. Burada bulunanlar da, onun kemalini böylece öğrensinler, diye söyledim.



Bir gün de şeyhin ihlas sahibi müritlerinden biri, huzura girdi. Gözlerinde bir hastalık meydana geldiğini ve bir hayli tedavi ettiği halde fayda etmediğini bildirdi. Bunun üzerine Şeyh, mübarek ağzının suyundan bu zatın gözlerine sürüp dua ettiler. Allah'ın (CC) izni ile adamın rahatsızhğı geçti.



Yine bir mürit vardı ki evladı olmuyordu. Her ne çareye başvurduysa da nafile... Nihayet Şeyhe geldi. Mübarek buyurdular: "Bu yıl senin bir oğlun olacak, salih bir insan olarak yetişecektir."

Allah'ın (CC) izniyle hadise aynen gerçekleşti.



H.1097'de vefat ettiler.



Gaslini Ahuvend Sücadil yaptı. Mübarek ağzını yıkamaya sıra gelince, bu mübarek ağzı açacak kuvvetim yoktur dedi. Urvet'ül Vuska hayatta olanlar gibi ağzını açtı. Suyu ağzına aldı ve çalkaladı. Orada bulunanlar bu hali görünce şaşırdılar. Namazını en küçük kardeşi Şeyh Ciyu (Şeyh Yahya) kıldırdı. Defnederken gökler ağlıyordu. Öyle şiddetli yağmur yağıyordu ki.mezarın üstüne çadır çekmek icabetti.



Ardında altısı erkek, beşi kız on bir çocuk bıraktılar Erkekleri: Hz. Muhammed Sıbgatullah, Hz. Muhammed Nakşibend Hüccetüllah, Hz. Hoca Muhammed Ubeydullah, Mürevvicüş-Şeria Hz. Muhammed.Eşref, Şeyh Seyfü'd-din, Hz. Şeyh Muhammed Sıddık (R.A.E.)



Kızları ise: Emefüllah, Aişe, Arife, Akile, Safiyye (R.Aleyhinne)



Adetleri ve Alışkanlıkları:



Şeyh Muhammed Ma'sum gecenin üçte iki kısmı geçtikten sonra "Teheccüt" namazı kılmak için kalkarlar, namazı kıldıktan sonra biraz istirahat buyururlardı. Sabah namazını vaktin başında çok erken kılarlar, sonra murakabe ile meş olurlardı. Daha sonra müritlerle hasbihal eder, kendilerine nasihatte bulunurlardı. Vakti girince öğle namazını kılarlar, arkasından da Kur'an-ı Kerim tilavet buyururlardı. Gerek murakabe halinde iken ve gerekse diğer zamanlarda müritİeri daima etrafında toplanmış bulunurlardı.



Yemeği, evde bütün ev halkıyla beraber veya misafir varsa onlarla birlikte yerlerdi. Tatlıları ve bilhassa helvayı çok severlerdi. imaret'te (zaviye) her gün yemek pişer fukaraya ve herkese dağıtılırdı. Her gün en azından beş bin kadar insan, imaret mutfağının yemeği ile karınlarını doyururlardı. Genellikle buğday unundan ekmek, pirinç pilavı ve et yemeği yapılırdı. Yemek hizmetini kırktan fazla insan görürdü. Böylece imaretin ne kadar geniş, teşkilatlı ve muntazam olduğu kolayca anlaşılır.



Sünnet-i seniyye-i Nebevi gereğince öğle namazından sonra az bir müddet uyurlar, namazları daima cemaatle ve vaktin evvelinde kılarlardı. Namazların arasında tefsir ve hadis dersi verirlerdi.Kendileri kelime-i şehadeti çok okurlar ve çok okunmasını da tavsiye ederlerdi.



Hasta ziyaretinde çok önem verir ve ölen kimsenin yakınlarına başsağlığı için giderlerdi. Biri Risalet penah (SAV)'in diğeri de Hazret-i Müceddid-i Elf-i Sani (R.,Aynin vefat gününde olmak üzere yılda iki defa "Arus" günü tertip ederlerdi.



Mübarek; uzun boylu, vücutları gelişkindi, buğday benizli az esmer idi. Mübarek alınları açık burunları azıcık kalkıktı. Gözleri iri, mübarek sakallan beyazdı, vücut azalan da mütenasib idi. Gözünde biraz kırmızılık vardı.
_________________

Şeyh Seyfüddin (K.S)
Muhammed Masum' un beşinci oğludur.



H.1055'te doğdu.



Mübarek o kadar heybetli idiler ki, zamanın padişah ve emirleri bile huzurunda el pençe dururlardı, hem de ayakta.



Öyle zühd ve takva sahibi idiler ki, kendilerine Muhyi Sünneti (Sünnetin ihya edicisi) lakabı takılmıştı.



Bir gece teheccüt namazını kılmak üzere gece yarısından sonra uyanıyorlar. Evler toprak damlı, ve dama çıkıyorlar. Derin bir sessizlik içinde, uzaktan, çok uzaktan bir ney sesi ses, sükutun beyaz çarşafı üstünde dalga dalga.. Şeyh öyle bir rikkat ve ihtizaza kapılıyorlar ki, kendilerini kaybedip damdan düşüyorlar. Mübarek vücutları inciniyor. Ama istiğrakları devam. Kendilerine geldiklerinde buyuruyorlar:



-"Bazı kimseler bize ahenkli ses dinlemeyi bıraktığımız için, dertsiz ve hissiz diyorlar. Asıl dertsiz ve hissiz onlardır ki dinleyebiliyorlar ve dinleyebilmek ellerinden geliyor..."



Şeyhin müritlerinden biri, ahenkli ses meclislerinden birinde öyle coşuyor ki, kendinden geçip üstünü başını paralamak ve çığlık koparmamak için dudaklarını dişleri ile kanatıyor. Fakat daha fazla dayanamadığından yığılıp ölüyor. Hadise Şeyhe anlatılınca, verdikleri cevap: "Ses derdi, çok tehlikelidir. İşte ona cevaz vermeyen din büyüklerinin dokundukları hikmet.
_________________

Seyyid Nur Muhammed (K.S)
İmam-ı Rabbani' nin torunu Şeyh Seyfüddin'den özel yolun tarikat ve emanet hırkasını giydiler.



Zahir ilimlerinde derya... Batında hakeza... İstiğrak ve cezbeleri o halde idi ki, bu haller üzere on beş yıl kendinden geçmiş yaşadılar.



Sünnete o kadar bağlı idi ki, bir gün helaya girerken evvela sol ayağını atacağına, nasıl olmuşsa sağ ayağını atmış, işte bunun ağırlığını tam üç gün üzerinde hissetmiş...



Bir kaç günlük yiyeceğini kuru ekmek halinde kendi elleriyle yoğurur, pişirir ve saklar. Açlığı dayanılmaz dereceye çıkınca, o kuru ekmekten bir parça koparır yer, ve sonra nefsinin tekrar "açım" diye çığlık basacağı ana kadar devam ederdi..



Devamlı murakabe halinde kalmaktan elleri iki büklüm. Bir gün iki kişi Şeyhi imtihan kastı ile huzura çıktılar ve kasıtlannı gizleyerek kendilerinden irşat halkalarına kabullenmelerini istediler. Büyük Şeyh cevap verir:



-"Siz önce içinizi ve niyetinizi temizleyin, ondan sonra irşat halkamıza girmeye bakın..."



H. 1135 yılında vefat eylediler.



Mübarek, orta boylu, esmer, çatık kaşlı, seyrek sakallı, nur yüzlüydü. Huzu ve Huşu'undan daima gözleri yaşlı idi...
_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.ehliyol.tr.cx
 
SADATI NAKŞİBENDİ DEVAMI 8
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: ® (¯`·.¸.->Hizmet Nimettir :: ® (¯´¯`·.¸¸.->Sadat-ı Kiram-
Buraya geçin: